BAYRAM


Bayramlar Kimileri için sevinç,kimileri için hüzündür.Ama çocuklar için hep sevinç ifade eder. Ben de Eski bayram geleneklerden bazi örnekler vermeye çalıştım bu yazımda...

BAYRAM

 

 

     Her yeni bir bayram geldiğinde çocukluk günlerim  ve o günlerin bayramları gelir aklıma. Annemin mutfakta güneş görmeyen yerde bayram öncesi özene  bezene silerek yıkayarak kağıtlara şekil  vererek raf  yaptığı  tel dolap gelir aklıma. O tel dolapta öyle yiyecekler saklardı ki annem , ne ararsan bulurdun.  Evde hiç eksik olmayan İnek ya da manda’yı sağar sütünü kaynatır, peynir yapar,lor yapar belli bir miktarını yayık içine koyar o yayığı bir tokmakla  döve döve tereyağ yapardı. Hele bayrama yakın günlerde ailenin en büyük kızı olduğundan el öpmeye gelenlere ikram için meşhur arnavut pidelerinden  (Kol pide,Pırpeç,Laknur,Flia,Kırlan) yapabildiği kadar bol miktarda yapardı.Evimizin avlusu  oldukça büyük olduğundan  Çınar,Salkımsöğüt ağaçları arasına kilimler serer minderler atar gelen misafirleri beklerdik. Her gelen çocuk da  olsa büyük de olsa belli bir süre oturmak zorundaydılar. Çünkü gelenlere kapıdan şeker ikram edilmez,oturtulduktan sonra pidelerden ikram edilirdi. Çocuklar çaktırmadan birbirinin kıyafetini süzerler ve el öptükten sonra pidelerini de yedikten sonra büyüklerin ellerini ceplerine atmasını beklerlerdi. Annem her bayram öncesi bozuk para biriktirirdi sanki hiç bitmezdi verdiği o bozuk paralar. Her çocuk da bunu bildiğinden önce annemin elini öpmek için sabırsızlanırdı. Bozuk paralarını nerelerde saklardı,nasıl biriktirirdi benim için hala bir sırdır. Bir de yiyeceklerin tümünü tel dolaba saklardı. Onu da nasıl yapardı halen aklıma geldiğinde hayret ederim. Düşünüyorum da  o dolabın içine konulanlar nasıl bir serinlikle duruyorlardı ki hiç bozulmaz hiç küflenmezlerdi.

     Zil sesi yoktu bizim dönemimizin bayramlarında . Herkesin kapısı açıktı. Ziyaretler  çat kapı yapılırdı. Bayram namazından sonra herkes akraba konu-komşuyu ziyaret etmek için adeta sabırsızlanırdı. El öpüldükten sonra verilen şekerin mendilin ya da harçlığın büyük önemi vardı o günkü çocuklar için. Tatile gitmek diye bir deyim yoktu bizim çocukluğumuzda. Yeni alınan ayakkabıları göstermek vardı. Yeni alınmış gömlek veya pantolonlar Bayramlarımızın en önemli süsüydü.Hele arka cepte, büyümüş saçların taranması için ucu görünen taraklar aksesuar tamamlayıcısdı. Kol  saati olanlar saatlerini göstermek için  gömleğin kollarını sıvarlardı. "Tarzanın Sineması", biriktirdiğimiz harçlıklarımızı almak için at arabasıyla mahalleleri gezer sinema afişlerindeki resme uygun filmin reklamını yapardı megafonla. Kovboy filmleri ve Tarzan filmleri  modaydı. Johnny Weismüller ve onun çıtası olan maymunu seyretmek bizim için bir ayrıcalıktı.. Duyuru yapılırken -aklımda kalan en çarpıcı cümle- “haydi,saat 11.00 de film başlıyor 32 kısım tekmili birden” derdi cırtlak sesli genç. En çok hoşumuza giden de sinemadan çıktıktan sonra filmleri birbirimize sonsuz bir heyecanla tekrar tekrar anlatmaktı.

    Bizim çocukluğumuzun bayram arifelerinde yatağımızın en önemli dostu yeni alınan ayakkabılarımızdı. O bir çift ayakkabının yatağımıza yaydığı deri kokusu bütün parfüm kokularına fark atacak kadar  güzeldi  bizler için…

    Şimdiki çocukların en önemli bayramlıkları Cep telefonları .Sanırım onlar da  bayram arifesinde yatağa telefonlarla giriyorlar.

    Bayramlarda bile kuşaklar arası sevincin farklılıkları çok çarpıcı biçimde sergileniyor değil mi?

    Bir Şeker Bayramını daha anılarımızın süzgecinden geçirerek kutluyorum.Geleceğe umutla bakan bir ülkenin mutlu insanları olmamızı tüm içtenliğimle arzu ediyorum. Sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.

 


19.09.2009 | Bu Yazıyı Yorumlayın | Arkadaşınıza Gönderin