ZAMAN VE ALAN KULLANIMI


KENTLERDE ARAÇLARIN MERKEZLERDE PARK ETTİKLERİ YERLERİN İŞGAL ETTİKLERİ ALANLARI METRE KARE BAZINDA HESAPLASAK, AŞAĞI YUKARI O MERKEZDEKİ YAPILARIN OTURDUĞU METRE KARELERE YAKIN BİR ALAN İŞGALİ ÇIKAR ORTAYA.

 

Son zamanlarda ilçemizde özellikle kent merkezi diye tanımladığımız Belediye ve ona yakın yerlerde trafik sıkışıklığı çok büyük boyutlara ulaştı. Hatta park yeri bulmak güçleşti. Bu durum sadece arabası olanları değil aynı zamanda Aliağa'da yaşayan,arabası olan-olmayan  herkesi yakından ilgilendirmektedir.

     Hele dışarıdan gelip de ziyaret amacıyla veya alış-veriş amacıyla bir esnafla muhatap olmak isteyenler için ve tabi ki esnaf için yakıcı bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Yalnız, kent içi trafik sorunu ilçemize özgü bir sorun değildir. Gerek Belediye Başkanlığı yaptığım dönemde,gerekse Milletvekilliği yaptığım dönemde dünyanın bir çok  ülkesini gördüm.O ülkelerin kentlerinde de aynı sorunların olduğunu bizzat yaşadım. Demek oluyor ki bu sorun yeni ortaya çıkmış bir sorun değildir. Sorunun bilinen tarihçesi taaa,1500 lu yıllara dayanmaktadır. Paris'te Sen nehri üzerindeki köprülerden birisinin tamir ve bakımı yapılırken doğal olarak diğer köprüden geçen at arabalarının yoğunluğu Belediye Meclis üyelerinden biri tarafından dile getirilirken “kente her yıl daha fazla kağnı ve at arabaları giriyor, 5 yıl sonra şehir bu nedenle felç olacak” diye toplantıda bağırıp çağırıyor, şikayetini duyurmaya çalışıyordu. Ancak nice 5 yıllar geçti onun dediği olmadı. Şehir merkezleri her zaman trafik yönünden sıkışıktır. Bu sıkışıklık hiçbir zaman kentin kendini boğmasıyla sonuçlanmaz.Önemli olan kenti yönetenlerin çaba sarfederek  ne kadar alana ihtiyaç olduğunu saptamak için kafa yormalarıdır.Çünkü alan işgal edenler sosyal zarar vermektedirler.Toplu taşımacılık ihmal edildiğinde insanlar zaman yerine alan kullanmaya başlarlar. O zaman arabası olmayanlar, olsa bile yaşı tutmadığı için araba kullanamayanlar ya da özürlü olanlar bu alan işgalinin yarattığı olumsuzluktan nasibini alırlar
        Ülkemizde Kasım/ 2009 verilerine göre 7.5 milyon binek otomobil kullanılmaktadır. Bunlara kamyon ve kamyonet dahil değildir. Başka bir deyimle ortalama 10 kişiye bir araç düşmektedir. Bu rakam Türkiye'nin  batısında ve hele ilçemizde herhalde 3 kişiye bir otomobil düşüyor diyebiliriz. Trafik sıkışıklığını da alabildiğine  yaşamaktayız.Kentimizden transit geçenlerin umurunda değildir bu sıkışıklık.Kaybolan zaman kimsenin kafasını da kurcalamaz.Aracın sahibi olsa olsa  “Ben bu kadar para harcadım,borca da girdim.Arabamın kilometresinde 220 yazıyor ama ben 20 km. hızla gidebiliyorum, bu bana haksızlık bunun halledilmesi lazım” diye kara kara düşünüp sinir küpü olduklarını tahmin ediyorum. Bu tiplerin çok miktarda olduğunu düşünelim, 5 kişilik arabalara birer kişi binip işyerine yetişmeye çalıştığını düşünelim.Bunların çıkardığı egzoz gazlarından oluşan çevre kirliliği bir tarafa, park etmek için kullandıkları alan, kent merkezinde  yaşayan insanların kullandığı yerleşim alanlarının brüt toplamıyla  aşağı- yukarı eşdeğerdir. Yani insanların kullanması gereken alanların araçların kullanımına terk edilmesi anlamını taşıyor.
        Böylesi bir kentte yaşamanın zorluklarını inanıyorum ki bir çok insanımız biliyor ve görüyor. Elbette kent içinde otoparklar belli oranda bu tür ihtiyaçları kısmen da olsa karşılar. Ama esas olan Kent kültürü,kentlilik bilinci olan insanların çoğalmasını sağlamaktır.Kent nedir sorusu ile, insan nedir sorusunun birbirinden ayrılmaz sorular olduğunun bilincimize yerleştirilmesidir. Kentsiz insan olmaz,insan dediğiniz kentlidir,kente koşuyor insanlar,kentten uzakta iseler eğer,eksik sayıyorlar kendilerini,çünkü insana yakışan ne varsa, her şey kentte var.
        O halde, kent merkezlerinin ortalarına kadar gidip araçlarını park etmek ,yani alan işgal etmek için çaba sarfetmek  yerine, ayakkabılarımızın tabanı kullandıkça incelir,ama ayaklarımızın tabanı kullandıkça güçlenir, deyip merkezlere akımı o şekilde sağlamalıyız


27.12.2009 | Bu Yazıyı Yorumlayın | Arkadaşınıza Gönderin